27.04.2020
Av. Deniz ZENGİN
İş kazası kavramı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda “İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay” şeklinde tanımlanmıştır. İş kazası ve sonuçları ani şekilde gerçekleşebileceği gibi olayın etkilerinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve buna bağlı olarak sonucun daha sonra gerçekleşmesi de mümkündür.
İşyerinde meydana gelen iş kazası dolayısıyla işverenin hukuki sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanmaktadır. Yani işverenin, söz konusu iş kazasının meydana gelmesinde bir kusurunun mevcut olması gerekmekte ve ayrıca zarar, nedensellik bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının da mevcut olması gerekmektedir.
Normal şartlarda meydana gelen bir iş kazasında illiyet bağını kurmak oldukça kolayken çalışanın COVİD-19’a maruz kalmasının iş kazası/meslek hastalığı kapsamında sayılıp sayılmayacağına dair illiyet bağının tespit edilmesi bazı noktalarda oldukça zordur. Salgın bir hastalık olan COVID-19 virüsü işçiye işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle görevini icra ederken bulaşabileceği gibi bulunduğu başka bir ortamda da bulaşabilir. Söz konusu hastalık bazı kişilerde belirti dahi vermezken bazı kişileri ise oldukça ağır etkilemektedir. Çalışana virüsün bulaşma sürecinin ne yolla ve ne şekilde olduğunun tespiti önemlidir. Yani çalışanın, COVID-19 virüsüne işveren tarafından yürütülmekte olan iş sebebiyle yakalandığının tespit edilmesi halinde illiyet bağının varlığından söz edilebilecektir.
İşçinin COVID-19 salgın hastalığına, işveren tarafından yürütülmekte olan iş sebebiyle yakalandığının tespit edilmesi halinde bu durum iş kazası olarak kabul edileceğinden işverenin sorumluluğu gündeme gelebilecektir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin E. 2018/5018 K. 2019/2931 sayılı kararında; işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla bulaştığı anlaşılan H1N1 virüsü nedeniyle işçinin daha sonra vefat etmesi iş kazası olarak kabul edilmiş olup Yargıtay tarafından iş kazası tanımı geniş yorumlanmaktadır.
Olay ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduktan ve olayın bir iş kazası olarak kabul edilip edilmeyeceğini hususu netleştirildikten sonra işverenin sorumluluğunun varlığı söz konusu olayda bir kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun tespit edilmesi ile ortaya koyulabilecektir. Bu noktada işverenin, COVID-19 salgınına karşı iş yerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alıp almadığı hususu büyük önem taşımaktadır. Örnek vermek gerekirse iş yerinde çalışanlar için dezenfektan ve maske temini, hijyen kurallarına uyulup uyulmadığının takibi, ateş ölçümü yapılması, çalışanların bu hastalığa ve işyerinde alınacak önlemlere ilişkin bilgilendirilmesi, evden çalışma imkanı bulunan bir iş ise işçinin çalışma düzeninin buna göre düzenlenmesi gibi önlemler hastalığın yayılımının önüne geçmek açısından işverenin alması gereken tedbirler arasında sayılabilecektir. Ancak sayılan tedbirler tek başına yeterli olmayıp yapılan işin niteliğine, teknoloji ve bilim gerektirdiklerine, çalışan sayısına ve yapılan işin tehlikesi gibi faktörlere göre değişkenlik gösterebilecektir. Burada önemli olan husus işverenin, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için üzerine düşen yükümlülükleri layıkıyla yerine getirip getirmediğinin tespitidir.