21 TEMMUZ 2020
Av. Tugay Umut KARAKUŞ
Velayetin değiştirilmesi davaları kural olarak davalının yerleşim yerindeki aile mahkemelerinde görülmektedir. Velayetin değiştirilmesi davasını ilgisi olan herkes açabilmektedir. Husumet velayet hakkına sahip olan kişiye yöneltilmelidir. Dava görülürken hakim gerekli gördüğü takdirde uzman raporu alabilir ve tarafların yaşam alanları incelenebilir. Dava haklı bir sebebe dayandırılmalıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 183. Maddesinde “Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.” hükmü bulunmaktadır. Dava çocuğun sağlık, ahlak, eğitim, güvenlik gibi alanlardaki üstün yararına dayanılarak açılabilmektedir. Dava incelenirken tarafların taleplerinden çok, çocuğun üstün yararı gözetilmektedir. Çocuğun ileriye dönük menfaatlerinin korunması gerekmektedir. Burada çocuğun geleceğinin güvence altına alınması amaçlanmıştır. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk dairesi 2013/8114 e. Ve 2013/26564 k. Sayılı kararında bu durumu şu şekilde ifade etmiştir: “velayet düzenlemesi yapılırken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun “üstün yararı”dır (birleşmiş milletler çocuk haklarına dair sözleşme m. 3; çocuk haklarının kullanılmasına ilişkin Avrupa sözleşmesi m. 11; tmk m. 339/1, 343/1, 346/1; çocuk koruma kanunu m. 4/b) çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve sosyal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Velayet davası kamu düzenini ilgilendirdiğinden; “kendiliğinden araştırma ilkesi” geçerlidir. Hakim, gerekli gördüğü takdirde, tarafların gösterdiği deliller dışında; kendisi de araştırma yapma yetkisine sahiptir.” Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddelerinde “Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğun” kendi yüksek yararlarına açıkça aykırı olmadıkça görüşlerini ve isteklerini ifade edebilmesi için dinlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da değinilen bu sözleşmeye göre idrak çağında olan çocukların kendi yüksek yararlarına açıkça aykırı olmayan durumlarda çocuğun görüşüne başvurulması gerektiği belirtilmiştir. Çocuğun idrak yaşının objektif ve sübjektif ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay ise kararlarında 8 yaşındaki çocuğun idrak yaşında olduğunu belirtmektedir. Çocuğun görüşü doğrudan doğruya veya bir uzman ya da temsilci yoluyla alınabilir. Uygulamada tarafların en çok merak ettiği hususlardan biri ana ya da babadan herhangi birinin evlenmesi halinde velayetin değişikliğinin talep edip edilemeyeceğidir. TMK md. 349’da “Velâyete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velâyetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.”Hükmü yer almaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere taraflardan birinin başkasıyla evlenmesi salt velayetin değişikliği sonucunu doğurmayacaktır. Ancak somut olayın özelliklerine göre bu durum hakim tarafından değerlendirilmektedir. Çocuğun fiilen velayet hakkı olmayan birinin yanında ikamet etmesi de velayetin değiştirilmesinin sebeplerinden biri olarak gösterilmektedir. Örneğin, velayeti babada olan çocuğun fiilen sürekli olarak babaannesi yanında kalması velayetin değiştirilmesi sebeplerinden biri olarak değerlendirilebilmektedir. Görüldüğü üzere temel ilke çocuğun üstün yararı olup her somut olay kendi içinde değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.